Charlie Hebdo Katliamı

Son günlerin sıcak gündemlerinden bir tanesi bu konu. Biliyorsunuz ki Fransa’nın Charlie Hebdo dergisi,  Hz.Muhammed ile ilgili bir karikatür hazırlamıştı ve bu uzun süre gündem olmuştu. Müslüman alemi olaya tepkisini göstermiş, hatta ve hatta orada çalışanları ölümle tehdit etmişti. 3 gün önce bu karikatür dergisi 2 silahlı saldırgan tarafından basıldı içeride 12 kişi öldürüldü ve saldırganlar kaçtı. Dün de saldırganlar kıstırılıp öldürüldüler. Fransız halkı da bu olayı tamamen Müslümanlara yıktı ve bugün El Kaide saldırıyı üstlendi. Olayın başından beri dikkat edilmesi gereken noktalar var aslında bakarsak. Biraz onları inceleyelim.

Öncelikle saldırıyı yapan Kuaçi kardeşler, çatışma ekipmanlarını(taramalı tüfek, maske, çelik yelek vs) nereden buldu? Karikatür dergisi tehdit aldığı için her gün orada duran polis araçları ve polisler o an neredeydi? Karikatür dergisinin kapısı, eli silahlı kişilere nasıl açıldı? Kuaçi kardeşler toplantı olduğunu, toplantı zamanını, toplantıdaki kişileri ve toplantı yerini nereden biliyordu? Bunlar hiçbir yerde araştırılmadı veya konuşulmadı. Suç direkt “Bunlar Müslüman yaaa” lafına geldi. Ayrıntıları düşünen yok. Bu adamlar ülkeye nasıl girdi, nereden girdi, nereden silah, ekipman buldu.

Akıllara şu gelmiyor değil: Biliyorsunuz ki 2 Ocak 2015 tarihinde Fransa’da Filistin’in bağımsız olması fikri ortaya atılmış ve kabul edilmişti. Filistin’in bağımsız olması fikri kimi rahatsız eder ilk olarak: İsrail. İsrail’in MOSSAD adında aktif bir gizli servisi var ve bir sürü illegal aktiviteye katıldıkları da biliniyor. Akla bunlar gelmesi gerekirken neden direkt Müslümanlar geliyor şaşırmamak elde değil.

Bu olayın asıl amacı Müslümanlara karşı oluşan İslamofobi’yi tekrardan ateşlemek midir? İşte bunu araştırmak lazım. Ben durduk yere böyle bir saldırının olabileceğine ihtimal vermiyorum. Hani el bombası alır atar. Onu anlarım. Ama böyle planlı ve hazırlıklı bir saldırı, devletlerin haberi olmadan nasıl yapılabilir? Devletin haberi olmaması doğal mı?

Bu arada Fransız emniyet kuvvetlerinin büyük bir başarısızlığına da görüyoruz. Kuaçi kardeşler, fabrikada kıstırıldığı zaman, arkadaşlarından bir tanesi bir markete girdi ve oradaki insanları rehin aldı. Polisler de içeride rehine olduğunu bile bile içeri ateş açtılar ve market saldırganını vurdular. Tabi onunla beraber rehin alınan 5 kişi de arada kaynadı. İnsanın hiç mi değeri yok? Fransız paylaşımlara baktığımız zaman herkes bilgi istiyor rehinelerin nasıl öldüğü ile ilgili. Ben de merakla bekliyorum o rehineler polis kurşunu ile mi öldü yoksa saldırgan tarafından mı öldürüldü? Henüz internete yansıyan fotoğraflar veya bilgiler yok.

Tabiki terör kabul edilemez ve her zaman lanetlenmelidir. Ama olayların arka planını gerçekten biliyor muyuz?

IŞİD tarafından alıkoyulan 49 rehine neden serbest bırakıldı?

Dün tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yüreklerine su serpen bir olay yaşadık. 101 gün önce Musul Konsolosluğu’muzdan zorla alıkonulan 46 Türk, 3 Iraklı rehine serbest bırakıldı. Hükümet, bunun bir operasyon olduğunu söylüyor. Herkes de böyle düşünüyor, ama operasyon dediğimiz olay çok farklı bir şey. “Fidye vermedik” diye de seviniyoruz. Şöyle bir şey var; IŞİD, Türk rehineleri babasının hayrına mı serbest bıraktı? Buna karşılık ne istedi, ne aldı. Bunları düşünmek lazım. Uluslararası ilişkiler üzerine çalışan kişiler bilirler ki ua ilişkilerde hiç bir şey hayır için yapılmaz. Her şeyin bir nedeni vardır. Dünya’daki tüm olaylara bakarsak, her şeyin bir nedeni olduğunu görebiliriz.

Biraz mantıklı yaklaşarak ve düşünerek, basit bir sonuca ulaşabiliriz. Rehinelerimizin, gizli yerlerden, Türkiye’ye getirilmesine operasyon diyor devlet büyükleri. Sadece o kısma yani. Ama sanki baştan beri süren bir operasyon varmış izlenimi veriliyor. İnsansız hava araçlarının, sürekli olayı takip etmesi gayet normal bir şeydir. Buna operasyon denemez. Olayın başından sonuna kadar bir o var.

Biliyorsunuz ki Türkiye, IŞİD’e müdahale etmek için kurulacak olan birliğe davet edildi ama kabul etmedi rehine sıkıntısından dolayı. Ne kadar ilginç ki IŞİD, Türkiye müdahale birliğine katılmayınca rehineleri serbest bıraktı ve çeşitli açıklamalar yaptı. IŞİD, rehineleri kaçırmadaki amacına ulaştı da diyebiliriz, yani Türkiye tarafından tanınmış oldu. Yani malesef teröristler başarılı oldular. Olaya en çok müdahil olabilecek olan Türkiye, olayın dışında kaldı. Bu da en çok IŞİD’e yarayacak ve Türkiye, rehineleri kendine verdi diye güvendiği IŞİD’e karşı  hiçbir şey yapamayacak. Şimdi hükümet, sözünden döner de IŞİD’e operasyon konsorsiyumuna katılırsa doğru bir şey yapmış olur. Eğer böyle yaparsa stratejik olarak mantıklı bir hamle yapar. Adamların ellerinde rehinemiz kalmadı. Bizi tehdit edebilecekleri bir şey kalmadı. Müdahale için daha uygun bir zaman yok Türkiye açısından.

Hükümetimiz unutmamalıdır ki Uluslararası ilişkilerde acımak yoktur. Her zaman fırsatları kaçırmadan gerekli olan yapılmalıdır. Türkiye’nin elinde şu an o fırsat var. Kaçıracaklar mı kaçırmayacaklar mı hep birlikte göreceğiz.